Kur'an-ı Kerim MURSELÂT Suresi

share on facebook  tweet  share on google  print  
MURSELÂT Suresini Arapça ve Türkçe olarak okuyabilir, dinleyebilirsiniz. Ayrıca bir alt satırdaki mp3 dinle menüsünün altındaki MURSELÂT Suresini mp3 olarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
direction_left
direction_right

Kur'an Dinle

Kur'ân dinlemeye başlamak için bir Hafız seçiniz.
Hafız Abu Bakr al Shatri sesinden MURSELÂT Suresi dinle!
Hafız Maher Al Mueaqly sesinden MURSELÂT Suresi dinle!
Hafız Mishary AlAfasy sesinden MURSELÂT Suresi dinle!
77 - MURSELÂT suresini bilgisayarına indir
MURSELÂT

Bismillâhirrahmânirrahîm

Ardarda (marufla, irfanla) gönderilenlere andolsun.
Ve de şiddetle estikçe esenlere (andolsun).
Dağıtıp yayanlara andolsun.
Ve de ayırdıkça ayıranlara (andolsun).
Ve de zikri ilka edenlere (andolsun).
(Bu yeminler), özür olarak (mazeret olmaması) veya nezir olarak (uyarması) içindir.
Muhakkak ki vaadolunduğunuz şey, mutlaka vuku bulacaktır.
Öyle ki, o zaman yıldızların ışığı giderilmiştir.
Ve o zaman gök yarılmıştır.
Ve o zaman dağlar dağılmıştır.
Ve o zaman resûllere vakit bildirilmiştir.
(Bunlar) hangi gün için tecil edildi (ertelendi)?
Fasıl (ayırma) günü için (tecil edildi).
O fasıl gününün ne olduğunu sana bildiren nedir?
İzin günü, yalanlayanların vay haline.
Evvelkileri Biz helâk etmedik mi?
Sonra diğerlerini (arkadan gelenleri) de onlara tâbî kılarız.
Mücrimlere işte böyle yaparız.
İzin günü yalanlayanların vay haline.
Sizi Biz, değersiz bir sudan yaratmadık mı?
Sonra onu sağlam bir yerde kararlı kıldık (yerleştirdik).
Bilinen bir süreye kadar.
İşte Biz, böyle takdir ettik. Bunu takdir edenler ne güzel (kudret sahibi).
İzin günü yalanlayanların vay haline.
Biz arzı toplanma yeri kılmadık mı?
Canlılara ve ölülere.
Ve orada yüksek sabit dağlar kıldık. Ve sizi tatlı su ile suladık (içecek su verdik).
İzin günü yalanlayanların vay haline.
O yalanlamış olduğunuz şeye gidin!
Üç çatallı olan gölgeye gidiniz.
Gölgelendirmez ve yakıcı aleve bir faydası olmaz.
Muhakkak ki o, saray gibi (büyük) kıvılcımlar atar.
Sanki o (kıvılcımlar), sarı erkek develer gibidir.
İzin günü yalanlayanların vay haline.
Bu, (yalanlayanların) konuşamayacakları bir gündür.
Ve onlara izin verilmez ki, özür beyan etsinler.
İzin günü yalanlayanların vay haline.
Bu ayrılma günüdür. Sizi ve evvelkileri biraraya topladık.
Haydi eğer sizin bir tuzağınız varsa hemen Bana karşı tuzak kurun.
İzin günü yalanlayanların vay haline.
Muhakkak ki takva sahipleri gölgelerde ve pınarbaşlarındadır.
Ve canlarının çektiği (iştah duydukları) meyveler vardır.
Yaptıklarınız sebebiyle afiyetle yeyin ve için.
Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.
İzin günü yalanlayanların vay haline.
Yeyin ve biraz da metalanın (faydalanın). Çünkü siz mücrimlersiniz.
İzin günü yalanlayanların vay haline.
Ve onlara: “Rükû edin!” denildiği zaman rükû etmezler.
İzin günü yalanlayanların vay haline.
Bundan başka artık hangi söze inanacaklar?
0
سورة الـمرسلات
bismillah
وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا ﴿١﴾
فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا ﴿٢﴾
وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا ﴿٣﴾
فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا ﴿٤﴾
فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا ﴿٥﴾
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ﴿٦﴾
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ ﴿٧﴾
فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ ﴿٨﴾
وَإِذَا السَّمَاء فُرِجَتْ ﴿٩﴾
وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ ﴿١٠﴾
وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ ﴿١١﴾
لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ﴿١٢﴾
لِيَوْمِ الْفَصْلِ ﴿١٣﴾
وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ ﴿١٤﴾
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿١٥﴾
أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ ﴿١٦﴾
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ ﴿١٧﴾
كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ ﴿١٨﴾
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿١٩﴾
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّاء مَّهِينٍ ﴿٢٠﴾
فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَّكِينٍ ﴿٢١﴾
إِلَى قَدَرٍ مَّعْلُومٍ ﴿٢٢﴾
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ ﴿٢٣﴾
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٢٤﴾
أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتًا ﴿٢٥﴾
أَحْيَاء وَأَمْوَاتًا ﴿٢٦﴾
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُم مَّاء فُرَاتًا ﴿٢٧﴾
وَيْلٌ يوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٢٨﴾
انطَلِقُوا إِلَى مَا كُنتُم بِهِ تُكَذِّبُونَ ﴿٢٩﴾
انطَلِقُوا إِلَى ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ ﴿٣٠﴾
لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ ﴿٣١﴾
إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ ﴿٣٢﴾
كَأَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ ﴿٣٣﴾
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٣٤﴾
هَذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ﴿٣٥﴾
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿٣٦﴾
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٣٧﴾
هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ ﴿٣٨﴾
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ ﴿٣٩﴾
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٠﴾
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ ﴿٤١﴾
وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ﴿٤٢﴾
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٤٣﴾
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنينَ ﴿٤٤﴾
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٥﴾
كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ ﴿٤٦﴾
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٧﴾
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ ﴿٤٨﴾
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٩﴾
فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ ﴿٥٠﴾
٠
Üye Girişi
e-posta
Parola
Beni hatırla